Sabahattin Ali NNZ listeliyor...

Başın öne eğilmesin Sabahattin Ali


Kısacık ömrüne sığdırabileceği en güzel yapıtları sığdırmış, bulunduğu devre sığmayan bir yazar Sabahattin Ali. Kitaplarını okurken ruhuna yaklaştığını hissettiğiniz ender yazarlardan biri. Yaşamının nasıl sona ereceğini bilmeden “Değirmen” kitabında şöyle diyor; “Bu topraklar üzerinde hiçbir şey ölmek ve öldürmek kadar kolay değildir.”

Maalesef kendi yaşamı da söylediği gibi ispatlanamayan dedikodular yüzünden hiç hak etmediği şekilde sona erdi. Günümüze kadar yaşasaydı neler üretirdi, günümüz yaşamını nasıl değerlendirirdi bilinmez. Ancak bize, tüm insanlığa ve Türk edebiyatına çok şey katacağı kesin!

Sabahattin Ali 1

25 Şubat 1907’de Edirne Vilayeti’nin Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere kazasında doğan Sabahattin Ali; babası piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey’in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısıyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit’in çeşitli okullarında tamamlar.

Sabahattin Ali 2

İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu’na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okuduktan sonra İstanbul Öğretmen Okulu’ndan mezun olur. (1926)

Sabahattin Ali 3

Bir yıl kadar Yozgat’ta ilkokul öğretmenliği yapar ancak burayı sevmez. Yozgat’ta geçirdiği yıllarda kendini kitaplara ve okumaya veren Ali, bir mektubunda “Yalnızlık asıl böyle kalabalık yerlerde belli oluyor” diye sitem eder.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanıp, Almanya’ya giderek iki yıl (1928 – 1930) orada okuyan Sabahattin Ali; aşık olacağı en önemli kadınlardan biriyle burada tanışır. Gönderdiği mektuplarda ondan: “Yolda mütemadiyen kızcağızın yüzüne dalar, önümü görmezdim. O da hafif bir tebessümle başını bana doğru çevirerek, bu salaklığımı mazur gördüğünü anlatmak isterdi. Âşık olduğum kimseler arasında bana bu kadın kadar iyi muamele edeni olmamıştır. Parmağının ucunu bile koklatmadığı halde beni kırmaz, aramızda genişlemeyen ve daralmayan muayyen bir mesafe muhafaza etmesini gayet iyi bilirdi…”

“Frolayn Puder” de, bu mektuptan tam 15 yıl sonra roman olacak, Sabahattin Ali 1943 yılından itibaren onu “Kürk Mantolu Madonna” olarak hepimizin hayatına sokacaktır.

Sabahattin Ali 5

Yurda döndükten sonra bir arkadaş toplantısında Atatürk’ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanır. Cumhuriyetin 10. yıl dönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşur. (1933)

Sabahattin Ali 6

Salih amcasının köşkünde tanıştığı Aliye Hanım’la 16 Mayıs 1935 günü evlenir. Onu en çok etkileyen, Aliye Hanım’ın kendisine benzeyen ruhudur. Sözlü oldukları dönemden başlayarak sürgünde olduğu yılları kapsayan mektupları en az yazdığı kitaplar kadar meşhurdur. Bu mektuplar daha sonra “Canım Aliye, Ruhum Filiz” adıyla kitap haline getirilir.

25 Mart 1935 tarihli mektubunda;

“Benim sevgili Aliye’m, mektubunu aldım. “Ben fena kız değilim senin meyus olmayıp saadetin için hayatımı şimdi fedaya hazırım!” diyorsun. Aliye bana böyle şeyler yazma… Sonra ben sana deli gibi aşık olurum.”

Sabahattin Ali 7

Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevi boyunca, eşi Aliye Hanımı da yanında götürür.

Sabahattin Ali 8

“İçinde hakikaten sevmek kabiliyeti olan bir insan hiçbir zaman bu sevgiyi bir kişiye inhisar ettiremez ve kimseden de böyle yapmasını bekleyemez. Ne kadar çok insanı seversek, asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz. Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.”

1937 Eylül’ünde kızı Filiz Ali dünyaya gelir.

“… üzülecek bir şey yok. her şey düzelir, hele Filiz hiç üzülmesin.”

– Canım Aliye, Ruhum Filiz

Sabahattin Ali 9

1937’de “Kuyucaklı Yusuf”, 1940’ta “İçimizdeki Şeytan” ve 1943’te “Kürk Mantolu Madonna” olmak üzere 3 roman yazar. “İçimizdeki Şeytan” romanı milliyetçi kesimde büyük tepki toplar. Nihal Atsız’ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açan Sabahattin Ali, dava sırasında birçok sıkıntı çeker. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamaz ve olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça öğretmenlik görevinden alınır.

Sabahattin Ali 10

Yazdığı yazılar yüzünden birçok kere hapis yatmış, baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı “Ne Zor Şeymiş” başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatır: “Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi. Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu.”

Sabahattin Ali 11

Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak ister fakat alamaz. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan’a kaçmaya karar verir. Para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından katledilen Sabahattin Ali’nin cesedi, 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunur. Mezar yeri belirsizdir.

Sabahattin Ali 12

Yıllar sonra babasının öldürüldüğü Bulgaristan sınırına giden Filiz Ali tarafından mezar taşı konmuştur. Taşın üzerinde Sabahattin Ali’nin dizeleri yer alır. Ve canım Ali, dizeleriyle adeta bize nerede olduğunu seslenir: “Benim meskenim dağlardır!”


Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir