Hande Akın Röportaj

Hande Akın: “Etrafımızda ne görüyorsak bizim aynamızdır!”


Son dönemlerde oldukça popüler olan kişisel gelişim, farkındalık, ilişki koçluğu, yaşam koçluğu konuları… Ve bu alanda başarısını kanıtlamış biri “Hande Akın”.

2014’te yayınladığı ilk kitabı “Kadın Olmak” ile büyük beğeni toplayan iletişim ve ilişki uzmanı, EFT ve regresyon terapisti, ilham veren konuşmacı ve yazar Hande Akın, ikinci kitabı “Aşk Ol”u okuyucularıyla buluşturmanın heyecanını yaşıyor.

Yaptığınız işin çok popüler olmasıyla beraber danışandan çok danışılan insan sayısında bir artış olduğunu düşünüyorum. Bu alanda rekabet ortamı var mı sizce ve var ise olması ne kadar doğru? Yani herkes yaşam koçu olursa kim danışan olacak?

“Olan güzeldir” bakış açısıyla bakabildiğimizde doğru yanlış kavramlarından özgürleşiyoruz aslında… Evet danışılan, yaşam koçu mesleğini yapan kişi sayısında bir artış olduğunu ben de gözlemliyorum. Ancak; bu mesleğin eğitimini alıp gerçek manasıyla yapanlar mı yoksa kendini bu sıfatlarla tanımlayanlar mı arttı? Oraya farkındalıkla bakmak güzel olur. Ayrıca; danışılan kişi sayısının artması, rekabet ortamı doğurabilir. Ancak birilerini kendine rakip görmek; kendi özgünlüğünü ortaya koymak, daha iyisini yapmak için güzel bir fırsattır. Rakip gördüğümüz kişi bir manada sonsuz ve sınırsız olan potansiyelimizi ortaya çıkarmamız için rakip sıfatı ile bize hizmet eder. Böyle bir bakış açısıyla baktığınızda rakip olarak algıladıklarınızı seversiniz. Çünkü onlar da ortak amaçlara hizmet ederler. Herkes yaşam koçu olsa da bizlerin de danışmaya, paylaşmaya ihtiyacı olduğunu hatırlamak gerek. Yaşam koçu olduk ve her şeyi kendimiz, hemen hallediyoruz beklentisi insanın doğasına aykırı bir durum biraz…

“Her birimizin özü: Sevgi”

Meslek seçimi yaparken insanın kendine baktığında neyi fark etmesi lazım ki bu alanda ilerlemeyi kendine uygun görsün?

Öncelikle insanların paylaşımlarından keyif alıyor musunuz? Onlara farklı bakış açılarından bakabilmeleri için destek olmayı seviyor musunuz? Bilinenin aksine, kişilere akıl vermek, yönlendirmek, bir şeyleri empoze etmek yerine kendileri için sağlıklı olanı keşfetmelerine yardımcı olmak için gönlünüzden bir istek var mı? Varsa bunların farkında olmak iyi olur. Ayrıca iletişiminizin, sezgiselliğinizin kuvvetli olması ve önyargılarla danışanlarınıza yaklaşmamanız, ilerlemeniz için gereklidir.

Siz kendinizde neyi fark ettiniz ve “evet, ben insanlara yardım edebilirim”i gördünüz? Sizi diğer insanlardan farklı kılan ne?

Beni farklı kılan bir şey yok. Hepimiz özümüzde aynıyız. Her birimizin özünün sevgi olduğuna inanıyorum. Ortaokul, lise, üniversite zamanlarımdan beri arkadaşlarımın sorunlarını dinlemek, onların daha iyi hissetmeleri için destek olmak bana iyi gelir. Hepimiz belli şartlanmalar alıyoruz. Okumak, kariyer yapmak, meslek sahibi olmak vb. Bunları yapıyoruz da sonra “ee şimdi ne oldu?” diyoruz. Yani sorgulamaya başlıyoruz. Benim de hayatımda kendime dair sorguladığım şeyler oldu. Fark ettim ki bir şekilde insanlara destek olmak, daha mutlu ve huzurlu olabilmelerine, kendilerini gerçekleştirmelerine yardımcı olabilmek; içimden gelen bir istek, ruhumun çağrısı… Buna kulak verdim. Reklamcılık kariyerimi tatmin olduğum, doygunluk noktasında bıraktım ve bambaşka bir yaşam düzenine geçiş yaptım. Tabii ki kolay olmadı ancak; sanırım cesur davrandım. Hayallerimin ve isteklerimin peşinden gittim. Bu benim farklılığım değil. Hepimizde var olan bir şeyi belki de erken keşfedip hayatımda gerçekleştirmiş olmam.

“OLAN GÜZELDİR!”

Aşk Ol“Aşk Ol”un içeriği ve vermek istediği mesaj hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?

AŞK OL kitabımda; hayatımda dönüm noktaları oluşturan bazı olayları, olaylarda yer alan kişilerin hayatıma etkilerini, Kazdağları’nda başlayan Hindistan’dan, Konya’dan, Tayland’dan, Şirince’den, Yunan Adaları’ndan, Venedik’ten, İngiltere Glastonbury’den, İspanya Camino Hac Yolu’ndan, Arizona’dan, Sedona’dan, Como Gölü’nden, New York’tan, Los Angeles’tan, Eat Pray and Love filmiyle ünlenen Bali’den, başka yaşamlarımın da olduğunu çok net hissettiğim Güney Amerika’da Peru ve Brezilya’ya kadar uzanan ruh eşimi arama, kendimi bulma ve Kabe’de AŞK OLma maceramı anlatıyorum. Kısacası; ÖZ’üme yolcuğumu paylaşıyorum.

Buldun mu? derseniz…
Herkesin cevabı kendinde saklı, okuduklarınız sadece aracı…

Bu kitabımla birlikte niyetim; ‘‘Olan güzeldir’’ bilincini içselleştirmenizi, her yaşadığımız olayın, girdiğimiz hallerin, AŞK’ın, ilişkinin “BEN”i tanımak, sevmek, AŞK yolculuğunda bir adım daha ileriye gidip O’nunla her an BİR olduğumuzu hissetmemizi sağlamak olduğunu, algılamanızı ve hissetmenizi desteklemektir.

Peki kendi yaşam hikâyelerinizi anlattığınız bu kitapta bir kadın olarak anlattıklarınızda sakındığınız yerler oldu mu? Eleştirilmekten çekindiğiniz yerler mesela? Yoksa konforlu hikâyeler mi hepsi?

Sakındığım hiçbir yer yok! Her şeyi apaçık yazdım. Daha da yazmak istediklerim var ama onları yeni kitapta paylaşacağım inşallah…

“Her zaman haklı olmaya çalışan bir egocuğumuz var”

Merak ettiğim bir kaç konu hakkında fikrinizi almak isterim Hande Hanım…

Kendi ilişki sorunlarına etrafındakileri dahil edip, akıl isteyip/alıp ama asla hiç bir tavsiyeye uymayan, kendi bildiğini yapacağını bildiği halde karşısındakinin enerjisini sömüren, insana kendini değersiz hissettiren insanlar görüyorum.

Ya da kendi ilişki sorunlarını, aslında konu ile hiç bir alakası olmayan insanlara hadsiz/saygısız bir şekilde saldırarak çözmeye çalışan ve bunun gerçekleşmesine göz yumabilen, sonra da sanki hiç bir şey olmamış gibi davranabilen insanlar tanıyorum.

Her fırsatta arkadan vurmacılık… Yetmez gibi, en çok nereden acıtabilirimcilik… Altta kalanın canı çıksıncılık… Hep bir can yakma! Ama hep saygısız, seviyesiz, terbiyesiz bir tavırla… Sonra da sanki ortada hiç bir sorun yokmuş da sen olmayan bir şeyi var edip sorun yapıyorsun gibi davranan insanlar… Kışkırtırcasına, sabrını sınarcasına…

Bu tip insanlarla baş etme yöntemi olarak nasıl bir yol önerirsiniz? İçlerindeki ego ya da her ne ise buna yenilip, etrafa saçtıkları saygısızlıklarını/hadsizliklerini görmezden gelmek, bir nevi “kendini korumak” adına savunmamak/savunamamak… Bu, insanın kendine yaptığı bir haksızlık olmuyor mu? Susup oturmak bu oyuna ortak olmak, dahil olmak?

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!” sözü ne kadar doğru sizce?

Çok özet bir yanıt verebilirim. Etrafımızda ne görüyorsak bizim aynamızdır! Biraz sert gelebilir. Çünkü dediğiniz gibi her zaman haklı olmaya çalışan bir egocuğumuz var. Karşımızdaki kişiye, nefsimin yansıması diye bakabilirsek zihnimizin düşünce ve zannetme alanından çıkabiliriz. Düşünce alanından çıktığımızda gönlümüzle bakabiliriz. O yüzden Hz. Mevlana “Ne olursan ol gel diyor.” Bu yüce gönüllük yaratılan her şeyi ve herkesi çok sevmekten geçiyor. Kendimizi tanımaya bir gayretimiz olursa “Ben kimim” sorusunu samimiyetle sorabilirsek dışarıda olan bitenin bizim iç dünyamızdan başka bir şey olmadığını fark edebiliriz. O zaman bilincimiz değişir ve sonra aynada gördüğümüz de değişir.

Biz ancak kendimizi değiştirebiliriz. Bir başkasını değiştirmeye ve onunla baş etmeye çalışmak yorucu bir çabadır. Enerjimizi tüketmektir.

Bir başkasının size yaptığı ve rahatsız olduğunuz ne ise bunu öncelikle tanımlayın. Ardından kendinize ben bunu nerede kime yapıyorum ya da yaptım diye sorun. Aynı ölçüde , derecede olmayabilir ama sizin yapmadığınız bir şey karşınıza gelmez. Atalarımız bunun için “Ne ekersen onu biçersin.” diye çok güzel bir söz söylemiş.

“Kıskanmak birilerini kendimize rakip görmektir”

Kıskançlık üzerine de bir iki sorum var ☺
Bu duygu ile baş edilebilir mi? Bunu nasıl sağlayabiliriz? Okuyucularımız için bir ritüel söyleyebilir misiniz? Mesela, çok zor bir duygu durumu ile karşı karşıya kaldığımızda ne yaparsak kan basıncımız normale döner? Sanki patlayacakmış gibi hissettiğimiz suratımız, kulaklarımız nasıl sakinleşmeye başlayabilir?

Öncelikle kıskanmanın öfke, utanç, kırgınlık, suçluluk gibi insani ve doğal bir duygu olduğunu kabul edebilirsek daha rahat ederiz. Kabul etmediğimiz, reddettiğimiz her şey üzerimizde daha fazla hakimiyet kurar. Kıskanmak bir manada; kendimize birilerini rakip görmektir. Yukarıdaki soruda bahsettiğim üzere; rakip gördüğümüze, en iyi halimizin ortaya çıkması ve kendi kıymetimizi fark etmemiz için bize hizmet ettiği gözüyle bakabilirsek orası değişir. Kendimize “öz sevgi, öz saygı, öz güven ve öz kabul” kavramlarını hatırlatmak fayda sağlar. Hatırlamanın ötesinde elbette hissetmek ve emin olmak gerekir. Bunun için sürece ihtiyacınız olabilir. Bu esnada kıskançlıktan patlayacak hale geldiyseniz derin derin nefes alın ve “Olan güzeldir” diyerek zihninizin algısını değiştirmeye gayret edin.

Hande Akın.

Sizin hiç “Eyvah! şimdi ne yapacağım?” diye başınızı tuttuğunuz, dizinizi dövdüğünüz, panik ve stres içinde sonucunu beklediğiniz şeyler olmuyor mu?

Elbette oluyor ancak; artık bu kadar şiddetli tepkiler vermiyorum. Duyguma ve hissime bakmaya çalışıyorum. Olan her ne ise; benim düşüncelerimin, duygularımın bir yansıması olduğunun farkındalığıyla bakmaya gayret ediyorum. “Olan güzeldir!” diyorum en azından zihnimde bir sakinlik yaratıyorum. Ve ilginç bir şekilde kabul ve teslimiyetle baktığınızda o enerji değişiyor. Panik ve stres kendiliğinden kayboluyor.

Sonuç olarak yapmaya çalıştığınız şey, insanları telkin etmek, onları sakin kalmaya ikna etmek, geçmişteki olumsuzluklarından/mutsuzluklarından, travmalarından kurtarmaya ya da onları hafifletmeye çalışmak. Mutlu olmaya ikna etmek, OLUMLAMAK …

Bunu yapan insandan tabii ki farklı bir yaşam bekliyoruz ister istemez. Kimse dile getirmese de  (ben içimden diyorum mesela) “Siz bize akıl veriyorsunuz yönlendiriyorsunuz da, ya siz? Sizin endişeleriniz? Korkularınız? Acılarınız/ölümleriniz? Başarısızlıklarınız?” yok mu diye düşünülebilir…

Açıkçası kimseyi ikna etmek gibi bir çabam yok. Kurtarıcı olduğum iddiasında ise hiç değilim! Kendimi hafif ve mutlu hissetmekle yükümlüyüm. Bu halde olabiliyorsam zaten bu hal insanlara etki eder. Olmadığımız bir şeyi tavsiye edemeyiz. Kısacası; başkalarına danışmanlık veriyor görünsem de her danışanıma bana benimle ilgili ne ayna tutuyor bilinciyle bakıyorum. Fark ettiklerimi dönüştürmeye gayret ediyorum.

Beklentiler her zaman hayal kırıklığı yaratır. O yüzden diğer soruda da belirttiğim gibi akıl vermiyoruz, yönlendirmiyoruz! Kişinin kendi kör noktalarını görebilmesi, potansiyelini fark etmesi için destek oluyoruz. Kendi adıma ben böyle çalışıyorum.

Endişelerim, acılarım, başarısızlıklarımın üzerimdeki duygusal etkilerini çoğu zaman yazarak, konuşarak ifade ediyorum. Seminerlerime, eğitimlerime gelenler, kitaplarımı okuyanlar bilirler kendi deneyimlerimi samimiyetle paylaşırım. AŞK OL kitabım zaten tamamen kendi hikayelerim. Çünkü yaşanmışlıktan öğrenilen dersler başkalarına bir şeyler fark ettirebilir.

“Aradığımız tüm cevaplar aslında özümüzde var”

Sizi de telkin eden akıl veren insanlar oluyor mu? Siz yardıma ihtiyacınız olduğunda nasıl bir insan oluyorsunuz ve kimlere dönüyorsunuz?

İhtiyaç duyduğumda konuştuğum, paylaştığım kişiler elbette var. Onlar akıl verenler değil, onlar kendimi fark etmeme, kendimi tanımama yardım edenler… Ve; aradığımız tüm cevaplar aslında özümüzde var. Özüme dönüyorum ve Allah diyorum.

İnsanın kendi kendine yetmesi söz konusu olabilir mi? Bunun mümkün olduğunu düşünen insanlara söylemek istedikleriniz nelerdir?

Çok güzel bir söz işittim bugün onu paylaşmak isterim. Birileri vakit saat gelir bize yol olur, sonra da biz yol oluruz birilerine… Kendi kendine yetebilmek böyle bir gönül yolculuğundan olsa gerek!

Çok teşekkürlerimle, sevgilerimle…


Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir