Hayko Cepkin Röportaj

Hayko Cepkin: “En büyük egom sahnem”


İstanbul’un taşı toprağı altın değil artık. Zaten anladık ki insanın altından önce huzura ihtiyacı var. Bunu zamanında anlayıp kimsenin başına iş olmadan taşa toprağa doğaya dönen, kalabalığı/kargaşayı bırakıp huzura eren bir insan Hayko Cepkin. Son yıllarda hepimizin aklından geçeni hayata geçirebilme imkanı bulmuş “şanslı insan”. Bencil de değil üstelik 🙂 Acil durumda sevdikleri için kontenjanı bile var. Bizler o kontenjana dahil olabilir miyiz bilmem ama belki örnek/cesaret alacağımız, belki kendi güvenli bölgemizi yaratıp, kendi kontenjanımızı kendimizin belirleyebildiği bir hayata adım atmamıza vesile olur 🙂 Kim bilir?…

“Panik odası yaratıp gerekli durumda kurtarabileceğim kadar adamı kurtarmayı planlıyorum” demişsiniz? Nasıl seçmeyi planlıyorsunuz kurtarabileceğiniz insanları? Var mı hazırda bir liste?

Oldukça kalabalık bir dost kontenjanım var. Şükürler olsun ki albüm yapıp, ünlü olup, burnu kalkıp, etrafını boşaltan zırzoplardan olmadım. Biriktikçe biriktim. Küçük bile kalabilir yerimiz 🙂

Her fırsatta İstanbul (ve kalabalık şehirler) insanları hasta ediyor diyorsunuz. Ama başarıyı bu kalabalık şehirde yakaladınız öyle değil mi? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sonuçta bir yerde o kalabalığa da ihtiyacınız var.

Kalabalık ile kuru kalabalık arasında fark var. 35 yaşımda terk ettim İstanbul’u. Yani kalabalığın kurusunu, dolusunu tartabilecek kadar vaktim oldu. Gençliğimin de verdiği azim ile büyük şehirlerde mücadele edebilecek gücümün olduğu dönemde ünlü oldum. Ama mantığın daha yerleştiği yaşlara ulaştığımda bu mücadelenin bana faydadan çok zararı olduğunu görüp çok düşünmeden hayatıma yeni bir yön verdim. Ve son derece de mutluyum.

Sosyal medyayı sallayan gündeme dair yorumlarınıza istinaden: Gerçekten sadece rock müziğin olduğu bir ülke veya dünya olmasını ister miydiniz? (Tabii biz kabul etmezdik o ayrı ama) Yoksa çeşitlilik her durumda iyi midir?

Tabii ki istemezdim 🙂 Dinlediğim müziklerin çeşitliliğini görseniz şaşarsınız. Çeşitlilik geliştirir. Tek tipçilik sadece bir konuda bilgi sahibi olmamıza ve bilemediğimiz diğer türler için konuya hakim olamadığımızdan durmaksızın karalayıcı bir dil geliştirmenize sebep olur.

Hayko Cepkin1“Özelimi gözüm gibi korurum”

Şimdi yaşadığınız şehirde paylaşımlarınız çok sık değil. Nasıl öğreneceğiz; bahçede işler nasıl gidiyor, yaralı hayvanlar iyi oldu mu? “Belki barınak yaparım” dediniz, o ne oldu?

Her haltı paylaşanlardan değilim zaten. Özelimi gözüm gibi korurum. Azı ve özü severim bu manada. Bilmem hangi şehirdeki konserimiz deyip kendi resmimi paylaşmam, kalabalık, seyircimin de olduğu resimler paylaşırım. Çünkü o gece orada olan herkesin o resmi gördüğünde “Ben de oradaydım” diyebilmesini arzularım. Şu an küçük bir barınağımız var. 6 köpek, 1 eşek, 30 tavuk, 3 horoz ve sayısız kedi ile yaşıyoruz. Bebeklerimizi kapalı tutmamak için onların birbirleri ile olan iletişimlerine göre serbest dolaştırıyoruz. Barınağımız var diye pek çok talep geliyor “Biz de bırakabilir miyiz?” diye ama mevcut düzenimiz serbest dolaşmaları üzerine kurulu olduğu için bu talepleri karşılayamayız. Aralarında liderlik kavgaları çıkıyor çünkü. Şu an sistem tam olarak kuruldu. Sahiplendirilmelerine yardımcı oluyoruz.

Paraşüt? Nerede ne zaman atlıyorsunuz? Sahi sahneye paraşütle inme olayını ne zaman yapacaksınız? Bunu yapacağınızda bir duyuru yapacak mısınız? Yoksa ‘şanslı’ izleyici kitlesine sürpriz mi olacak? (ki bu haksızlık olur)

Paraşüt sporumu yurt dışında fırsat buldukça yapıyorum. Türkiye’de bu spor maalesef yanlış yönetim zihniyetlerinden faaliyet gösteremez duruma geldi. Düzeleceği günleri bekliyoruz.  Festivale iniş projem hala baki. Eninde sonunda gerçekleştireceğim. Bu da dünyada bir ilk olacak. Sahneye kablo ile halatla inen çok. Ama gerçekten uçaktan atlayıp gelen yok 🙂 Hayata geçeceği zaman herkesin haberi olur kanaatindeyim.

Brutal vokal, uzun vadede gırtlakta bir sıkıntı çıkartmıyor mu diye hep merak etmişimdir. Yani bir hastalık vs… Yormuyor mu? Brutal vokalin yanı sıra çok soft bir sesle de eşlik ediyorsunuz parçaya. O geçiş çok ilginç, çok güzel. Acayip merak ve dinleme isteği uyandırıyor her anlamda. Bu sesi çıkarabildiğinizi nasıl keşfettiniz? İkisi arasındaki geçiş zor olmuyor mu?

Ha deyince başarılabilen bir teknik değil. Ben de sahnede pişe pişe, üzerinde çalışa çalışa doğru tekniğe ulaşabildim. Aslında brutal vokalin çok yoğun yorucu bir durumu yok. Aksine doğru nefes tekniği ile asla bağırmadan çıkarabildiğiniz ve şarkının anlamına daha güçlü bir ifade katan notalı ses rengi diyebiliriz. Sözün anlamına güç katar. Temiz vokale bir anda geçiş de bu teknik sayesinde rahatlıkla yapılabiliyor. En temel nokta; iyi diyafram kontrollü nefes tekniğidir.

“Kudurtmak istersem kudurtur,
ağlatmak istersem ağlatırım”

Beni Büyüten ŞarkılarBazı sanatçılar uzun seneler sonra kendi eski parçalarından oluşan cover albümler yapıyor. Siz ise “Beni Büyüten Şarkılar” isimli bir cover yaptınız. İleride kendi popüler parçalarınızdan oluşan böyle bir albüm fikri olabilir mi?

Böyle bir planım var. Çünkü yıllar geçti ses değişti, ses teknolojisi değişti. Tüm bu yenilikler ile tekrar aranje etmek lezzetli olabilir.

İşte en titiz olduğunuz konu nedir? (Mesela geç kalmak, yorgun veya keyifsiz gelip bunu performansa yansıtmak gibi, tipsiz/kirli gelmek gibi, sanki zorla orada bulunuyormuş gibi… )

Siz örneklerde saymışsınız zaten 🙂 Dakiklik takıntım vardır. Disiplini severim. Yapmakta olduğum mesleğimi severim ama asla iş gibi görmem. Ruha hitap ettiğimizi bilir ve bu sebeple hep aynı güçte performanslarla sevenimizin tatmin ayrılmasını arzularım. Her platformda aynı değil, her platforma göre ayrı sahneler tasarlarım. Kudurtmak istersem kudurtur, ağlatmak istersem ağlatırım. Bunlar için planlı, programlı, disiplinli, dakik ve strateji kuran bir kişilikte olmalısınız. Keza ekibiniz de sizin kadar profesyonel ve kusursuz olmalıdır. Ayakta durmak şans işi değildir. Çalışmanın emeğin karşılığıdır.

Titizlikten konu açılmışken konserlere neden sanatçılar hep söylenilen saatten en az yarım saat sonra çıkarlar? Bu da bir disiplin işi değil midir? Sizin titiz olduğunuz konular arasında konseri vaktinde başlatmak da var mı? Yoksa neden yok?

Biz yayınladığımız saate çıkarız. Zaten çıkmak zorundayız çünkü konser saati 22.30 ise 21.30 da kendi hazırladığımız dakikaları sayan introlarımız girer. İntroda “Son 3 dakika” deyip 30 dakika sonra çıkarsanız kimse yemez. Nice mekanlarda “Abi bi yarım saat daha bekleyelim” sorusuna “Vaktinde gelselerdi” yanıtını vermişimdir. Bu sebeple benim seyircim zaman ve dakiklik konusundaki takıntılı huyumu bilir. Onlar bana özen gösterir, ben onlara. 🙂

Varil Barrel Camping nasıl gidiyor? Her şey yolunda mı? Orada gerçekleşecek etkinlikler ne durumda?

Genel piyasa ağzında “Şu an önümüzü görebilsek” diye bir dil gelişti. Biz de turizm bazında bu dilden nasibimizi aldık ve bu sene Varil Barrel Camping’i konaklamalı turistik bir tesis olarak açmama kararı aldık. Özel organizasyonlar, şirket toplantıları, eventler, kapalı organizasyonlar, çocuk yaz kampları, dizi film program çekimleri için plato ve festivaller için organizasyon yapan bir bünyede değerlendireceğiz. 3 bin kişilik konser alanımız ile geçen sene yaptığımız festivallerin tadı damağımızda kaldı. Yenilerini yapmak için çalışacağız.

Bir ara belediye başkanı olma düşünceniz vardı. Son durum nedir? 🙂

Hahhah valla istersek Selçuk için bastırırız. Benden tabii ki olmaz ömrüm tükenir 🙂 Selçuk gibi bir tarih merkezinin heba olduğunu düşünüyorum. Şirince, Meryem Ana, Efes Harabeleri, Selçuk Kalesi, İngiliz Çukuru gibi bir merkezin dolup taşması gerekir. Ama şu an gidip Şirince yoluna bakabilirsiniz delik deşik, aktivite sıfır. Artık o bölgede yaşayan biri olarak esnaf ile el ele verip bölgemiz için ne gerekiyorsa ise yapacağız elbet.

Hayko Cepkin2

Başka avantaja çevirdiğiniz bir özelliğiniz/farklılığınız var mı?

En büyük avantajım sabırla anlatmam. İnsanlar beni dinlemeyi seviyor 🙂

“En büyük egom sahnem”

Hep müzik mi yapacaksınız? Anlatım diliniz bana göre çok samimi. Bir dergide yazar-çizerlik ya da daha önce yaptığınız gibi bir program yapma gibi düşünceleriniz var mı?

Yaptığım programlar ve fikirler standart programcılık zihniyetine çok uymadığı için uyuşamıyoruz. Adrenalin içerikli kara mizah tadında bir şey yapıyorsunuz bunun karşısına 1 saat sadece oturup konuştuğunuz bir iş yapıyorsunuz, boş oturup konuştuğunuz daha çok seyrediliyor. Garip ama gerçek.

Kendi deyimizle egosu olan sanatçılardansınız. Kendinizi anlatın lütfen bu konuda düşüncenizi tam olarak öğrenmek istiyorum. Ne olmalı, nasıl olmalı sanatçı ve hayran kitlesi arasındaki o mesafe? Ama bazı insanlar da şey diye düşünebilir  “Sen kimsin kardeşim!” E bundan da çekinmiyorum diyorsunuz.

En büyük egom sahnem. Başka hiçbir alana taşımadım şükürler olsun karakter meselesi. Ne gittiğim mekana, ne oranın çalışanına, ne kendi çalışanıma abuk subuk tripler yapmam. Çalışanın emeğine saygı duyar, en son çıkarken sahneyi toplayanından tut, barmenine, garsonuna, güvenliğine “geçmiş olsun” demeyi eksik etmem.

Turnede şoförümüzün yorgun olduğunu anlarsam direksiyona ben geçer onu arkada yatırırım, Rockçıyız, rocknroll yaşıyoruz diye sabahın körü şunu bunu teklif edenlere karşılık yakınlarda spor salonu olup olmadığını sorarım. “Sen giymezsin abi dilediğin gibi gel” diyene dolabımda giymeyi sevdiğim takım elbiselerimden birini giyer giderim. Şarkılarımı yayınlamayan radyocuların ödül gecesine gidip tatlı tatlı, lafımı esirgemeden içimdekileri söyleyip dibine kadar eleştirip alkış alırım. Şarkılarımı yayınlanmayan TV’lere toplantıya çağrılıp “Yayınlamasanız da olur ben alıştım, zaten bu günlere yayınlanarak gelmedik” deyip sonradan yayınlanırım.

Ben şaşırtırım, bu sebeple hep ilgi duyulan yıllardır kendi ayakları üstünde duran biriyim ve bunlar da benim gurur kaynağım.


Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir